Ana içeriğe atla

Sen Hangi Kadınsın; Lilith mi, Havva mı?


Bugün çok naif bir öykü ile tanıştırıldım. 
Daha doğrusu iki kadın tanıdım: Lilith ve Havva. 

İnanışa göre Adem'in Havva'dan önceki eşiymiş Lilith. Görünüş olarak Havva gibiyse de daha asiymiş. Adem'in üstün olma isteğini, buyurganlığını pek hazmedemezmiş. Deliler gibi aşık olsa da hükmedilmeyi hazmedememiş, terk etmiş Adem'i ve atılmış Cennet'ten.

Rivayet bu ya, Adem o kadar üzülmüş ki, Tanrı, Adem'in kaburga kemiğinden Havva'yı yaratmış. Aynı Lilith gibi görünür ama huyu suyu hiç benzemezmiş. Adem başlarda mutlu gibi görünse de Lilith'in boşluğunun dolmadığını acı içinde hissetmiş. Lilith onun aşık olduğu kadındır. Adem'in boyunduruğu altına giren, itaatkar Havva'ya aynı duyguları besleyememiş. 

Böyle başlarmış Kadınla erkeğin binlerce yıl sürecek çekişmesi. Belki de bu yüzdendir, erkeklerin söz geçiremedikleri kadınlara aşık olması. İtaat eden kadınların eksik tarafı bundandır. Havva'ları onları evde bekler, içten içe Lilith'in yasını tutarlar. Ya da Lilith'i arar dururlar. 

Şu yüzyıllardır cevaplanamayan doğru kişi karmaşası burada başlar. 

Aslında bir rivayet olsa da ilginç bir şekilde doğru kapıya götürüyor bizi bu gerçek. 

Kadın aslında iki kişi barındırır içinde. Barındırmalıdır. 

Hem sevdiğini korumalı kollamalı, hem de ona bütünüyle bağlanmamalıdır. 

Peki ey kadın. sen hangisisin? 

Sorgulamaya başladınız mı kendinizi. 

Ben başladım.



Kadın güçlüdür, deriz ya. 

işte bu iki kişiliği de dengede tutabildiği ölçüde güçlüdür kadın.

Bir kadın ya Havva'dır, ya Lilith'tir deme. Çünkü biliyoruz ki her insanın içinde olagelen bir iyi ve bir kötü insan vardır. Bu insanlar hayatın sillesini yiye yiye kimine iyi kimine kötü yüzünü gösterir.

Aksini iddia edebilirsiniz. elbette...

Lakin...

Bir ilişki iki kişinin çabasıyla başlarsa özverili bir şekilde devam eder. Eğer özveriyi veren taraf, tek bir taraf olursa o iş çıkmaza girer. Yaralanırsın. Yaran büyüdükçe susmayı öğrenirsin, İçin kararır, boğulacak gibi olursun. Nefesin kesilir. Yalnızlığı iliklerinde hissedersin. Ellerini tuttuğun insan sana yabancılaşır. Senin daha önce yaptığın şeyler ona huzur vermez, o düştükçe düşer, sen elinden tutup kaldıramazsın. Kaldıracak gücün yoktur çünkü sana yüzünü çevirmiştir artık. Onun 'sen aslında çok iyisin' lafını bile duymazdan gelebilirsin. 

İşte o andan itibaren aslında Lilith'e ihtiyaç duyarsın. 

Ya da Lilith'in hatıraları arasında ezilirsin. 

Seçimini kendin yap, neyi seçersen seç hep doğru ve dürüst ol. 

ey kadın... 


Gecenin Şarkısı: 
Gel Ey Seher - https://www.youtube.com/watch?v=j11OVIQKd4I





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İpek Çeken: “Oyunculuk, Sağlam Bir Karakter Gerektirir"

    Ankara Devlet Tiyatrolarında sahnelenene "Macbeth" oyunundan bir kare. Değerli tiyatro oyuncusu, 'Ferhunde Hanımlar'ın Nevzat'ı olarak tanıdığımız İpek Çeken, Ankara’nın yetiştirdiği başarılı oyuncular arasında yer alıyor. Babası Nuri Çeken’in tüm engellemelerine rağmen girdiği konservatuar seçmelerini kazanan, devlet konservatuarını birincilikle bitiren Çeken, oyunculuk hayatı boyunca birbirinden güzel ve başarılı birçok oyunda yerini almıştır. “ İyi bir oyuncu olmak, iyi ve sağlam bir karakter gerektirir” diyen başarılı oyuncunun her sözü ise ders niteliğinde. İşte keyifli sohbet sonrasında yazıya aktardıklarım... Keyifle okuyunuz :) Çok klişe olacak ama ben bu soruyu sormak istiyorum, neden oyuncu olmak istediniz? Benim babam Nuri Çeken, Devlet Opera ve Balesi Başkemancısıydı ve benim oyuncu olmamı hiç istemedi. Benim öğretmen olmam için elinden geleni yaptı. Ben Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi İngiliz Dili Edebiyatı Bölümünü kaz...

Sanat’ta Ortak Buluşma Noktası; Caffe Dante

Küçük zaman diliminde büyük keşifler yapma zamanı mı dersiniz?  Konya'ya yolunuz düştü diyelim, hadi gelin bir mekanı keşfe çıkarayım sizi, Konya için oldukça sıradışı bir Cafe... Dante'nin düşünceleriyle, Alfred'in sözleriyle, Mevlana'nın izinde ...   Bundan sonra her ay bir mekânı sayfalarıma taşımak, ortamın havasını koklayıp size aktarmak için kollarımı sıvadım. Bu ay Konya’da bir Sanat/Kitap Cafe’yi; Konya’nın en meşhur muhiti Zafer Caddesi’nde yer alan Caffe Dante’yi mercek altına aldım. İnceminare Sokak’ta bir apartmandan içeri giriyorum, merdivene doğru yönelirken duvarlara yazılarla, şiirlerle bezenmiş parşömenlerin iliştirildiğini görüyorum. Merakla inceleyerek, Caffe Dante’nin kapısından içeri meyil ediyorum. Daha girmeden bu diyalog karşılıyor beni: -Acıma… Klopski öfkeyle sertçe haykırdı:  -Acıma yok! Ya sevgi yüzünden ya da sevgi uğruna savaşırken ezilip gideceğiz. Hangisi olursa olsun, mahvolmak bizim yazgımız. (Maks...

Şu büyümek, ağır çekim bir intihar değil miydi?

Bir sene daha geçti gitti baksana. Hayatının bir parçasını daha çaldılar, sen hiçbir şey yapamadın, yapamazdın. Geriye dönüş yok öyle, sadece ‘Geleceğe Dönüş’ var, o da film zaten. Neyse konumuz gelecek değil geçmiş. Konumuz, artık gördüğün her küçük çocuğun senden daha ilgi çekici olması, o küçük veledin -ah canım başına neler gelecek senin - sana ‘abla’ veyahut ‘teyze’ başta olmak suretiyle taktığı klişe isimlerle seslenmesi...  Aile tarafından atılan ‘sorumluluk’ nutukları – örn; evi otel gibi kullanamazsın - , her orta yaş üzeri toplantılarda bitmeyen ‘eee ne zaman evlendiriyoruz seni’ muhabbeti… Hepsine şöyle cici cici bakıp ‘ inş cnm yaa’ demek istiyorum lakin bunu demekle bitmiyor. Bak gitti işte özgürlük. Hani büyüyünce özgürdük! ‘Özgürlük’ nedir bilmezken ben çok mutluydum. Büyüyüp ‘özgürlüğümüzü istiyoruz’ diyenlere gülümserdim öncelerde, gülünce başıma bi iş gelecekti elbette. Aklıselim bir şekilde düşününce çaktım köfteyi; büyüyene kadarmış ‘özgürlük’ ...